Koş koş koş!
Hayatın akışına karşı tekme tokat giriştiğim günlerden birinde sizinle ilk yazımı paylaşmak istedim. Yazıyı yazarken acaba nasıl olacak diye düşünürken ki yüz ifadem yukarıdaki resimdedir. Uzun süredir hayatımı belli bir düzene, rutine sokmak çabasındayım ama ne yalan söyleyeyim bu çabanın beni bu kadar zorlayacağını hiç düşünmüyordum. İçimden bir ses ''Bak emin misin güme gitmeyelim??'' diye beni uyardığında nasıl cesur olabildim ben de bilmiyorum. Bu çatışmaları erteleme hastalığı olanlar en iyi anlar.
Hiç sizin de bir sürü planlama yapıp sonra umutsuzluk çukuruna düştüğünüz oldu mu? Benimki de soru değil mi? Tabiki her insan bu döngüyü yaşar ama normal insan bunu haftada 10 kez yaşıyorsa ben yaklaşık 100 kere yaşıyorum. Kendimle ''savunmadım, bi tane tokat atıcam'' tartışmalarını saymıyorum bile. Bazen bu planları yaparken arkada Leyla ile Mecnun jeneriği çalarken bazen Ahmet Kaya Beni vur çalıyor. Sanki kendi içimde A noktasından B noktasına bazen halayla bazen 500 km hızla gidiyorum. Genelde kendimi bu durumu sorgularken buluyorum. Sonra da diyorum neyse yeniden başlayalım.
Bu yaşımda öğrendiğim bir şey varsa hayatlarımızın bu döngüden ibaret olduğu. Aslında öğrenmekte değil, farkına varmak. Yarın çok farklı olacak uykularından sonra sabah halıyı izlemek gibi değil bu döngüyü görmek ve bilerek o çarka girmek.(bknz Hamster) Hamster demişken okulumdaki farelerden bir sonraki yazımda bahsedeceğim. Neyse bunlar işin gırgır tarafıydı. Biraz ciddileşebiliriz.
Bu sorudaki hür irade ve istek kısmının yüzde kaçı gerçekten size ait?
Ben yaklaşık iki senedir bu hür irade ve istek kısmında içimdeki kız çocuğunun ne istediğini, ne hissettiğini anlamaya çalışıyorum. Zannetmeyin bu öyle kolay bir şey. Hele de bir öğretmenseniz karşınızdaki çocuklarla uğraşırken içinizdeki çocuğa uslu dur demek kolay olmuyor.
İçinizdeki çocuğun dışındaki tüm sesleri hayatımız boyunca kendi irademiz, isteğimiz gibi görüyoruz. Sonra planlama yapınca ''Ya bu benim hayatım mı gerçekten?'' dememiz kaçınılmaz oluyor. Ben meselenin bu olduğunu anladığımdan beri planlara daha farklı bakmaya başladım. Önceden 200 kere yeniden başlama-tükeniş döngüsü yaşarken şimdi bunu 100'e çektim. Eğer siz de anlattıklarımdan muzdaripseniz içinizdeki çocukla ebelemece oynamak yerine saklambaç oynayın ve onu bulana kadar pes etmeyin. İçinizde kısık sesle bile olsa gülücüklerini duyunca yolunuza devam edip yeni başlangıçlar yapacaksınız. Sitem etmeye devam ama o da işin tuzu biberi ;)




Yorumlar
Yorum Gönder